Erbil (Rûdaw) - Siyaset bilimci Dr. Fereydun Rahmani, İran’ın sadece deniz boğazlarını değil, Erbil Havalimanı gibi stratejik noktaları da Batı’ya karşı bir şantaj aracı olarak kullandığını ve bölgenin büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu vurguladı.
Toronto York Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Fereydun Rahmani, Rûdaw TV bültenine katılarak Ortadoğu’da tırmanan gerilimi ve İran’ın bölgeye yönelik hamlelerini analiz etti.
Rahmani, İran rejiminin 45 yıldır sürdürdüğü ideolojik dış politikanın artık sürdürülebilir olmadığını belirtti.
“Trump, 1979 paradigmasını bitirmek istiyor”
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik yaklaşımının sadece ekonomik yaptırımlardan ibaret olmadığını belirten Rahmani, ABD’nin asıl hedefinin İran’ın 45 yılı aşkın süredir devam eden dış politika doktrinini tamamen değiştirmek olduğunu söyledi.
Rahmani, "Trump rejimin temel kolonlarını hedef alıyor: Nükleer programdan geri adım atılması, bölge ülkelerindeki (İsrail, Filistin, Körfez) müdahalelerin durdurulması ve 'devrim ihracı' politikasının sonlandırılması. Eğer Tahran bu alanlarda değişim göstermezse, çatışmalar çok daha yıkıcı bir boyuta ulaşacaktır" dedi.
“Erbil Havalimanı ve Boğazlar: İran’ın stratejik kalkanı”
İran’ın Hürmüz ve Bab-el-Mendeb boğazları üzerinden yürüttüğü kontrol çabasının küresel bir şantaj mekanizması olduğunu belirten Rahmani, bu stratejinin Kürdistan Bölgesi’ni de kapsadığına dikkat çekti:
"İran, Bab-el-Mendeb’i sadece ABD’ye karşı değil, bölgedeki askeri gücünü korumak için bir mekanizma olarak kullanıyor. Maalesef bu stratejiye Erbil Havalimanı’nı da dahil ettiler. Tahran’ın mesajı açık: 'Eğer benim ekonomim kötüyse, Batı ile ilişkileri iyi olan Erbil, Kuveyt ve BAE gibi yerlerin ekonomisi de huzur bulamaz.' İran, istikrarlı bir Kürdistan Bölgesi’ni kendi ideolojik varlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor."
“12 İmam ideolojisi ve toplumsal çöküş”
İran içerisindeki ekonomik durumun "çökmüş" durumda olduğunu ifade eden Dr. Rahmani, rejimin önceliklerinin halkın refahıyla uyuşmadığını vurguladı.
Rahmani, "İran rejiminin temeli '12 İmam' ideolojisine ve bu gücün ne pahasına olursa olsun korunmasına dayanıyor. Onlar için bir milyon insanın ölmesi ya da halkın susuz, elektriksiz kalması bir önem taşımıyor. Önemli olan rejimin ayakta kalmasıdır. Şu an İran’da iş dünyası bitmiş durumda, her gün onlarca kişi ticaret, eğitim ve iş için ülkeden kaçıyor. İran ekonomisi, bölgedeki komşularının fersah fersah gerisinde kaldı” ifadelerini kullandı.
“Küresel güçler İran’ı ‘kart’ olarak kullanıyor”
Çatışmanın küresel aktörler arasındaki bir satranç oyununa dönüştüğünü belirten Rahmani, Rusya ve Çin’in pozisyonunu şu sözlerle özetledi:
"Çin ve Rusya şu an İran’dan aldıkları ucuz ve bedava petrol nedeniyle bu durumdan memnunlar. Ancak çatışmalar Ürdün, Kuveyt ve Bahreyn gibi kendi menfaatlerinin olduğu alanlara sıçrarsa bu sessizlik bozulur. Özellikle Rusya, İran kartını Ukrayna savaşında bir kaldıraç (manivela) olarak kullanıyor. Öte yandan ABD Senatosu’nun Trump’a verdiği yetkiler, askeri operasyonların alanının genişleyebileceğini gösteriyor.”
“Müzakere masası mı, topyekûn savaş mı?”
Rahmani, önümüzdeki 3-4 ayın kritik olduğunu belirterek, İran’ın radikal dış politika zihniyeti değişmedikçe barışın uzak olduğunu savundu.
Siyaset bilimci Rahmani, "Eğer Tahran’daki karar vericiler şer ekseninden çıkıp müzakere masasına oturmazlarsa, bu savaş 'cihangir' (evrensel) bir savaşa dönüşebilir. Bu savaşın faturasını her ne kadar Körfez ülkeleri petrol paralarıyla ödese de, yaratacağı güvenlik krizi ve güven kaybının onarılması on yıllar alacaktır” dedi.


