Irak'ta 1980'li yıllarda gerçekleştirilen Enfal soykırımı sürecinde, binlerce kişinin işkence ve açlıkla katledildiği meşhur Nugra Selman Hapishanesi'nin emniyet sorumlusu olan "Accac" lakaplı Accac Ahmed Hardan al-Ubaydi, 43 yıl sonra yakalanarak idam cezasına mahkum edildi.
Irak Yüksek Ceza Mahkemesi Başkanı Saad Lami, Rûdaw’a verdiği mülakatta, kamuoyunda uzun süre öldüğü sanılan zanlının yakalanma süreci ve yargılama safhasına ilişkin önemli bilgiler paylaştı.
İstihbarat takibiyle çay ocağında yakalandı
Lami, zanlının kimlik tespiti ve yakalanma sürecinin titiz bir istihbarat çalışmasıyla gerçekleştirildiğini belirtti. Uzun yıllar izini kaybettiren Ubaydi'nin, 2024 yılı itibarıyla Selahaddin iline bağlı Zuluiye bölgesinde hayatta olduğunun saptanması üzerine takibe alındığını kaydeden Lami, zanlının bir halk pazarında ve çay ocağında görülmesinin ardından düzenlenen operasyonla ele geçirildiğini aktardı.
Ubaydi'nin ilk sorgusunda Nugra Selman'da emniyet subayı olarak görev yaptığını kabul ettiğini ifade eden Lami, zanlının 2005 yılındaki Enfal davası tanıkları tarafından da teşhis edildiğini bildirdi.
"Kırmızı çizgiyi aştığı için görevden alınmış"
Zanlının eski rejim tarafından görevden alınma nedenine dair çarpıcı bir detayı paylaşan Lami, şu bilgileri verdi:
"Zanlının hizmet dosyası ve güvenlik kayıtları incelendiğinde, Baas rejimi tarafından görevden uzaklaştırıldığı görülüyor. Elde edilen istihbarat verilerine göre Ubaydi, katıldığı meclislerde rejimin gerçekleştirdiği gizli toplu infazları anlattığı ve 'kırmızı çizgiyi' aştığı için görevinden ihraç edilmiş. Eski rejim, özellikle Kürtlere ve Feyli Kürtlerine yönelik gizli infazların konuşulmasını kesinlikle yasaklamıştı."
Katliamın bilançosu: 3 bin esir ve toplu mezarlar
Lami, mahkemedeki tanık ifadeleri ve arşiv belgelerine dayanarak Nugra Selman'da yaşanan insanlık dramına ilişkin verileri paylaştı.
Hapishanede 3 binden fazla Enfal mağdurunun tutulduğunu belirten Lami, mahkemece tespit edilen bazı verileri şöyle sıraladı:
Kimliği netleşen 155 kişinin öldüğü kesinleşti, ancak gerçek rakamın bunun çok üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
660'tan fazla kişi ağır işkence, açlık ve susuzluğa maruz bırakıldı.
Yaklaşık 243 kişinin akıbeti resmi kayıtlarda hala meçhul olarak yer alırken, ismi kaydedilmeyen 2 binden fazla kayıp bulunuyor.
Zanlının itirafları doğrultusunda Nugra Selman çevresinde yeni toplu mezarların yerleri tespit edildi.
İdam kararı Cumhurbaşkanlığı onayında
Yargılama sürecinin adil ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğünü, zanlıya savunma hakkı tanındığını vurgulayan Lami, Federal Temyiz Mahkemesi'nin idam kararını onadığını duyurdu.
Dosyanın 29 Haziran 2026 tarihi itibarıyla nihai onay için Cumhurbaşkanlığına gönderildiğini belirten Lami, "Yasalarımıza göre Cumhurbaşkanı'nın bu tür suçlarda cezayı hafifletme veya affetme yetkisi bulunmamaktadır. Kararın imzalanmasının ardından infaz, Adalet Bakanlığı tarafından yetkili kurumlarda gerçekleştirilecektir" dedi.
Lami ayrıca, mağdur ailelerin infazın suçun işlendiği Nugra Selman'da yapılması taleplerine ilişkin olarak, mevcut infaz yasalarının buna izin vermediğini, infazların sadece resmi cezaevlerinde yapılabileceğini sözlerine ekledi.
Rûdaw: Sayın Hakim, Rûdaw’a hoş geldiniz. Bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederiz.
Saad Lami: Hoş geldiniz, çok sağolun.
Rûdaw: Çok teşekkürler. Sayın Lami, üzerinde en az otuz yıl geçmiş çok önemli bir dosyayı konuşacağız. Ancak ben yakalanma süreciyle başlamak istiyorum. Sanık Accac, bu suçları işledikten otuz yıl sonra nasıl yakalanabildi?
Saad Lami: Evet, sanık Accac Ahmed Hardan... 2005 yılında Enfal davası kapsamında Ali Hasan el-Mecid’in (Kimyasal Ali) yargılanması sırasında şikayetçiler; Enfal operasyonlarından ve çeşitli bölgelerin bombalanmasından nasıl kurtulduklarını, daha sonra güvenli olduğunu düşündükleri bölgelere sığındıklarını ancak dönemin güçleri tarafından zorla Semave çöllerine ve Nugra Selman hapishanesine nakledildiklerini anlatmışlardı. 2005 yılındaki mahkemede şikayetçiler; Nugra Selman'da gördükleri işkenceleri, cinayetleri, toplu mezarları ve kadınlara yönelik tecavüzleri dile getirmişlerdi.
O dönemde "Accac" adında bir failden bahsetmişlerdi. O vakit tam adı bilinmiyordu, sadece "Accac" deniyordu. Sadece bir şikayetçi "Accac Ahmed" ismini zikretmişti, diğerleri sadece "Accac" diyordu. Bu nedenle o dönemde mahkeme tarafından hakkında bir tutuklama kararı çıkarılamamıştı.
2024 yılında güvenlik birimleri sanığın tam adını ve ikamet yerini araştırmaya başladı. Güvenlik birimleri (Semave Ulusal Güvenlik birimi ve Selahaddin güvenlik birimi), bazı kaynakların yardımıyla Nugra Selman’ın bulunduğu Selman ilçesinden ve Zuluiye bölgesinden bilgiler topladı. Yapılan araştırmalar, sanığın iddia edildiği gibi ölmediğini, hala hayatta olduğunu ortaya koydu.
Takip sonucunda tam adının Accac Ahmed Hardan Ubeydi olduğu anlaşıldı ve takibe alındı. İlk kez Zuluiye’de bir pazarda, ikinci kez ise bir çay ocağında görüldü. İki ay boyunca kesintisiz izlendi; bilgiler toplandı, kimliği ve ikamet adresi netleştirildi, başka biriyle isim benzerliği olup olmadığı teyit edildi. Irak yargısı tam adı konusunda bilgilendirildi ve hakkında tutuklama kararı çıkarıldı.
Musenna vilayetinden çıkan tutuklama kararı sonrası Selahaddin’de yakalandı ve ertesi gün Musenna’daki sorgu mahkemesine sevk edildi. Sorguya alındığında, hafızalarında hala yüz hatları taze olan bazı şikayetçiler davet edildi ve şahsı teşhis ettiler. Sanık da suçunu itiraf ederek Accac Ahmed Hardan Ubeydi olduğunu, güvenlik görevlisi olarak Nugra Selman’da subaylık yaptığını kabul etti.
Rûdaw: Accac’ın kişiliğinden biraz bahsedelim ve yakalanan kişinin gerçekten Nugra Selman’daki o "Accac" olduğundan emin olalım. Medyada bir fotoğraf paylaşıldı; elinde yılan tutan bir adam... Bazıları bunun Accac olmadığını söyledi. Sayın Hakim, mahkeme olarak önünüzdeki kişinin 80’li yıllarda Nugra Selman’da olan o Accac olduğundan nasıl emin oldunuz?
Saad Lami: Doğrusu mahkemenin yürüttüğü soruşturmanın medyada yayılanlarla bir ilgisi yok. Medya sık sık adli süreçle alakası olmayan fotoğraf ve haberler paylaşabiliyor. Ben de herkes gibi o fotoğrafa baktım; ancak o fotoğraf mahkeme dosyasında yok ve sanığa ait değil. Medya sadece fotoğrafta hata yapmadı, sanığa "Tikriti" soyadını yakıştırarak da hata yaptı. Dosyada onun Tikritli olduğuna dair hiçbir bilgi yok. Sanığın adı Accac Ahmed Hardan Ubeydi'dir ve tutuklama kararı bu isimle çıkarılmıştır. İdam kararı da yine aynı isimle, Ubeydi soyadıyla verilmiştir. Medyada dolaşan o meçhul şahsın bu dosyayla hiçbir ilgisi yoktur.
Rûdaw: Yani fotoğraf da "Tikriti" soyadı da yanlıştı, öyle mi?
Saad Lami: Fotoğraf ve o soyadı adli soruşturmada yer almıyor. Bu bir medya hatasıdır ve bu hatanın soruşturmanın gidişatına bir etkisi olmamıştır. Biz medya spekülasyonlarına değil, titiz güvenlik incelemelerine ve sanığın gerçek kimliğine dayandık.
Rûdaw: Mahkeme başlamadan önce, sanık yakalandığında ailesinin bir açıklamasını gördüm. Yakalanan kişinin o Accac olmadığını, oğullarının Nugra Selman’da görev yaptığını ancak "iyi bir adam" olduğunu iddia ettiler. Bu kişi gerçekten aranan o Accac değil mi?
Saad Lami: Dediğim gibi, "bu o kişi değil" iddiaları sadece medyada var. Adli soruşturma sonucunda sanığın Accac Ahmed Hardan Ubeydi olduğuna dair tam kanaatimiz oluşmuştur. Ailesi, medyadaki "Tikriti" soyadı ve yanlış fotoğraf karmaşasını kullanarak bir şüphe yaratmaya çalışmış olabilir. Ancak mahkemenin ulaştığı kişi gerçek kişidir; soyadı Tikriti değil, Ubeydi’dir.
Rûdaw: Sanık mahkemede "Accac" olduğunu itiraf etti mi?
Saad Lami: Sanık yakalandığı gün Selahaddin’deki Ulusal Güvenlik birimi tarafından sorgulandığında, "Hakkında tutuklama kararı olan Accac Ahmed Hardan Ubeydi sen misin?" sorusuna "Evet, benim" diyerek cevap verdi. Güvenlik görevlisi olduğunu ve Nugra Selman hapishanesinde çalıştığını kabul etti. Ayrıca Musenna’ya nakledildikten sonra da orada Nugra Selman’da çalıştığını tekrar itiraf etti ve aranan kişi olarak birçok suçu kabul etti.
Rûdaw: Yargılama süreci bir bakıma hızlı ilerledi. Bu durum, yasal prosedürler ile adil yargılanma garantisi arasındaki dengeyi etkilemedi mi?
Saad Lami: Accac Ahmed Hardan’ın yargılanması aslında hızlı değildi; sanırım medya bu davayı Saddam Hüseyin’in davasıyla kıyaslıyor. Saddam davasında 5-6 sanık vardı, her birinin geniş bir avukat ekibi vardı ve her avukatın kendi dosyası vardı. Bu da çok zaman alıyordu. Ayrıca o sanıkların üzerinde tek bir suç değil, onlarca suçlama vardı. Accac davası ise 8 ay sürdü. Mahkeme çok fazla detay topladı. Şikayetçilerin ifadelerinin doğruluğundan emin olmak için Kürdistan Bölgesi’ndeki mahkemelerle iletişime geçtik, tanıkları hazırladık. Eski ifade arşivlerini isteyip yenileriyle karşılaştırdık. Sanık ilk duruşmadan önce soykırım ve insanlığa karşı suç işlediğini tüm detaylarıyla itiraf etmişti. Mahkeme bu itirafları teyit etmek için üç ana adım attı:
Soruşturma birimlerinden, sanığı bizzat itiraf ettiği toplu mezar yerlerine götürmelerini istedik.
Toplu Mezarlar Dairesi’nden Nugra Selman çevresinde daha önce toplu mezar bulunup bulunmadığını sorduk; şaşırtıcı bir şekilde bölgede birden fazla toplu mezar olduğu ve sonuncusunun sanığın tarif ettiği yer olduğu ortaya çıktı.
Ulusal Güvenlik biriminden sanığın "hizmet çizelgesini" (sicil dosyasını) istedik. Orada subay olarak görev yapıp yapmadığını, Musenna Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı bir güvenlik subayı olup olmadığını teyit ettik. Tüm bu dosyalar tamamlandıktan sonra duruşmalar başladı.
Sanığa savunma hakkı verildi, tanıklarla yüzleştirildi, tüm kanıtlar (video ve ses kayıtları) mahkeme salonundaki ekranlarda gösterildi. Adil yargılanma kriteri oturum sayısı değil, taraflara haklarının verilmesidir.
Rûdaw: Kurban yakınlarının idam kararı okunduğunda çok mutlu olduklarını gördüm. Kararın infaz süreci ne aşamada?
Saad Lami: Mahkemenin idam kararı vermesinin ardından dosya Temyiz Mahkemesi’ne gönderildi ve Federal Temyiz Mahkemesi kararı onadı. Temyiz Mahkemesi dosyayı 29 Haziran 2026 tarihinde Cumhurbaşkanlığına gönderdi. Cumhurbaşkanlığı prosedürlerinin tamamlanmış olması gerekiyor. Cumhurbaşkanı onayladıktan sonra bir "Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" çıkar ve Adalet Bakanlığı infazı gerçekleştirir. Yasaya göre Cumhurbaşkanı'nın bu tür suçlarda cezayı hafifletme veya affetme yetkisi yoktur; anayasal ve yasal bir zorunluluk olarak bu kararı imzalaması gerekir.
Rûdaw: Bazı kurban yakınları infazın Nugra Selman’da yapılmasını istiyor. Bu yasal olarak mümkün mü?
Saad Lami: Yasalar idamın infaz yerini belirlemiştir; bu yerler Adalet Bakanlığına bağlı cezaevleridir. İnfazın suçun işlendiği yerde yapılması eski bir uygulamadır ve modern yasalarla uyuşmaz. Kamuoyu ve kurbanlar üzerinde psikolojik bir etkisi olsa da yasalar buna izin vermez.
Rûdaw: Accac, Nugra Selman olaylarından sonra neden görevden alındığını bilmediğini söylemişti. Accac neden görevden alınmıştı? Mahkeme buna dair bir bilgiye ulaştı mı?
Saad Lami: Mahkemedeki belgeler görevden alınma tarihini doğruluyor ancak nedenini açıkça yazmıyor. Sanık bu konuda çelişkili ifadeler verdi. İlk sorgusunda "Nedenini bilmiyorum, şaşırdım" dedi. Duruşma sırasında "iktidar partisi (Baas) üyelerinden biriyle yaşadığı anlaşmazlık" yüzünden olduğunu söyledi. Üçüncü bir iddia ise avukatları aracılığıyla geldi; güya sanık Nugra Selman’daki esirlere "insancıl" davrandığı için görevden alınmış. Bu iddia mahkemece tamamen asılsız bulundu. Çünkü yüzlerce şikayetçi Accac’ın vahşetini anlattı; hatta halk arasında acımasızlığıyla bilinen tarihi kişilik Haccac’a atıfla ona "Accac" deniyordu.
Ulaştığımız bir güvenlik belgesinde (resmi olmayan ancak Ulusal Güvenlik soruşturmalarında geçen bilgiler) üst düzey Baas subaylarının ifadeleri vardı. Bu subaylar, Accac’ın "boşboğaz" biri olduğunu, katıldığı özel meclislerde istihbaratın ve emniyetin Kürtlere ve Feyli Kürtlerine yönelik gerçekleştirdiği gizli toplu katliamları anlattığını söylemişler. Eski rejimde gizli infazlar "kırmızı çizgi" idi ve bunlardan bahsetmek yasaktı. Accac bu sınırı aştığı için görevden alınmış.
Rûdaw: Mahkemede sanığın önüne ne gibi kanıtlar koydunuz?
Saad Lami: Kanıtlar çok fazlaydı. En önemlisi hizmet arşiviydi; emniyet kolejindeki eğitimi, Erbil Emniyet Müdürlüğü Ekonomi Bölümü'ndeki görevi, ardından Musenna’ya ve Nugra Selman’a atanması... Her şey detaylıca arşivde vardı. Ayrıca video ve ses kayıtları mevcuttu. Sanık bizzat bir toplu mezarın yerini gösterdi. Uzman bir ekip tarafından incelenmesi gereken bu toplu mezar bilgisi de büyük bir kanıttı.
Rûdaw: Belgelere göre Nugra Selman’daki tutuklu sayısı kaçtı?
Saad Lami: Sanığın itirafları ve şikayetçilerin ifadelerine göre, 3.000'den fazla Enfal mağduru Kürt orada tutuluyordu. Mahkeme, hapishanede öldürülenlerden ismi netleşen 155 kişinin listesine ulaştı. Ancak gerçek sayı 155'ten çok daha fazladır. 660'tan fazla kişinin ağır işkence gördüğü, açlık ve susuzluğa mahkum edildiği saptandı. 243 kişinin akıbeti hala meçhul ve isimleri mahkemede kayıtlı. Ancak ismi kayıtlara geçmemiş kayıp sayısı 2.000'in üzerindedir. Tecavüze uğrayan kadınlardan sadece 7'sinin ismi kayda geçti; ancak Doğu toplumundaki muhafazakarlık ve toplumsal baskı nedeniyle kadınların çoğu yaşadıklarını gizlediği için gerçek sayı bunun çok üstündedir.
Rûdaw: Duruşmalar sırasında bir şikayetçi için "gizli oturum" yapıldığı söylendi. Bunun nedeni neydi?
Saad Lami: Evet, bir kadın şikayetçi oturumun gizli yapılmasını talep etti. Mahkeme gerekçeyi haklı buldu. Kadının yaşadığı travmaları ve hassas konuları (muhtemelen cinsel saldırı) kalabalık ve medya önünde anlatırken utanmaması ve kendini özgürce ifade edebilmesi için salonu boşalttık. Kadın ifadesini verirken sürekli ağlıyordu, psikolojik acıdan dolayı konuşmakta zorlanıyordu. Sakinleşmesi için zaman verdik. Sanıkla yüzleştiğinde sanık tüm suçlamaları reddetti; ancak bu kadının ifadesi diğer kanıtlarla tam uyum gösteriyordu.
Rûdaw: Accac davasında asıl suçlular kimdi?
Saad Lami: Bu dava Enfal davasının bir koludur. Asıl suçlular Saddam Hüseyin, Ali Hasan el-Mecid ve üst düzey subaylardır. Saddam bizzat birçok oturuma katılmış ve Nugra Selman kurbanlarıyla tartışmıştı. Ancak Düceyil davası nedeniyle idam edilince hakkındaki Enfal davası düştü. Ali Hasan el-Mecid ve diğerleri hakkında ise süreç devam etti ve idam edildiler. Accac o dönem yakalanamadığı için dosyası açık kalmıştı ve yakalanınca bağımsız bir davaya dönüştü.
Rûdaw: Accac’ın Dava Partisi veya Komünist Parti üyelerine yönelik ihlalleri de gündeme geldi mi?
Saad Lami: Evet, sanık Musenna emniyetinde çalışırken Dava Partisi ve Komünist Parti üyelerini takip ettiğini itiraf etti. "Hüseyniye" toplantılarına katılanları iki yolla izlemiş: Birincisi, bu partilerin içine sızdırdığı ajanlara ses kayıt cihazları vererek rapor hazırlatmış. İkincisi, dönemin sabit telefon hatlarını dinleyerek kayıtları Genel Emniyet Müdürlüğüne göndermiş. Birçok kişinin bu takipler sonucu "prosedür gereği" idam edildiğini itiraf etti. O dönemin emniyet dilinde "prosedür gereği" demek, yargılamasız idam edilmek demektir.
Rûdaw: İfadelerde Enfal kurbanları için bilinen bir yer olan Topzava bölgesi de geçiyor. Accac’ın orada bir sorumluluğu var mıydı?
Saad Lami: Enfal sürecinde insanlar güvenli sandıkları yerlere kaçarken yakalanıp farklı merkezlere gönderiliyordu; bir kısmı Çemçemal, bir kısmı Topzava, bir kısmı da Nugra Selman’a... Accac, Nugra Selman hapishanesinin komutanı ve emniyet subayıydı. Oradaki aç bırakma, susuz bırakma, cinayet, toplu mezar ve tecavüz suçlarından sorumluydu. Mahkemece bu kanıtlanmıştır; ancak Topzava’daki suçlarla doğrudan bir bağı saptanmamıştır.
Rûdaw: Şikayetçilerin çoğu yaşlıydı. İfadelerini nasıl değerlendirdiniz?
Saad Lami: 200'den fazla tanık dinlendi. Çoğu bu acıları bizzat yaşamış kişilerdi. 2005’teki ifadeleriyle 2025’teki ifadeleri arasında tam bir tutarlılık vardı. Farklı yerlerde (Kelâr, Süleymaniye, Erbil, Semave) ve farklı zamanlarda alınan bu ifadelerin özünde; cinayet, işkence, açlık, kadınlara tecavüz ve kurbanların cesetlerini zor şartlarda gömme detayları hep aynıydı. Bu tutarlılık, arşiv belgeleri ve toplu mezar raporlarıyla da örtüştü.
Rûdaw: Sanığa savunma hakları konusunda ne gibi garantiler verildi?
Saad Lami: Sanık yakalandığı andan itibaren avukat huzurunda sorgulandı. Devlet tarafından ona 3-4 avukat sağlandı. Tüm kanıtlar ve dosyalar ona gösterildi. Sadece kağıt üzerindeki itiraflara güvenmedik; olay yerinde tatbikat yaptırdık, gösterdiği yerdeki toplu mezarları teyit ettik. Temyiz hakkı olduğu kendisine açıklandı. Duruşmaların halka açık ve sanığın bizzat katılımıyla yapılması sağlandı. Tüm yasal hakları eksiksiz uygulandı.
Rûdaw: Son olarak, bu kadar acı hikaye, çocuk cinayeti, tecavüz ve açlık hikayesi dinledikten sonra; bir insan ve hakim olarak bu olaylar sizi nasıl etkiledi?
Saad Lami: Hakim de her şeyden önce bir insandır. Vicdanen kurbanların acılarından etkilenmemek mümkün değil. Ancak hüküm verirken ve kanıtları değerlendirirken duygularımıza yer vermememiz gerekir. Şikayetçi ağlasa da biz o gözyaşının arkasındaki bilginin diğer kanıtlarla uyuşup uyuşmadığına odaklanırız. Duygularımızı, adaletin tecellisi için bir kenara bırakmak zorundayız.
Rûdaw: Bu mahkemenin 2005’teki Irak Yüksek Ceza Mahkemesi’nden farkı nedir?
Saad Lami: 2005’teki mahkeme Bakanlar Kurulu’na bağlıydı ve bu durum hakimleri yürütme erkine bağımlı kılıyordu. Ancak 2012’den sonra bu mahkeme Yüksek Yargı Konseyi’ne bağlandı. Artık tüm hakimler tamamen bağımsız yargı erki tarafından atanıyor ve Bakanlar Kurulu ile hiçbir hiyerarşik bağı bulunmuyor.
Rûdaw: Sayın Hakim Saad Lami, verdiğiniz bilgiler için çok teşekkür ederiz.
Saad Lami: Ben teşekkür ederim, başarılar dilerim.


