Diyarbakır (Rûdaw) – Mardin Protestan Kilisesi Pastörü Ender Peker, Hristiyanlık tarihinde Kürtlerin de yer aldığını belirterek, tarih boyunca bazı Kürt aşiretlerinin Hristiyanlığı benimsediğini ve sonraki dönemlerde mezhep adlarının etnik kimlik gibi kullanılmaya başlandığını söyledi.
Peker, Diyarbakır Kitap Fuarı’nda Rûdaw’a yaptığı açıklamada, kaleme aldığı “Hristiyan Kürtler Tarihi” kitabı üzerinden Hristiyan Kürtlerin tarihine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“Tarihte Hristiyan Kürtler var mı?” sorusuna Peker, “Çok sayıda Hristiyan Kürt var. Kitaplar yazılacak kadar çoklar, az değiller” yanıtını verdi.
Peker, kendi tarihinin yazılmasının önemine dikkat çekerek, “Eğer tarihinizi yazmazsanız, başkaları sizin tarihinizi kendi bakış açılarına göre yazar” dedi.
“Hristiyan Kürtlerin tarihi Hristiyanlığın ilk dönemlerine kadar uzanıyor”
Peker’e göre Hristiyan Kürtlerin tarihi, İsa Mesih’in mesajının yayılmaya başladığı döneme kadar uzanıyor.
Peker, dini ve tarihi metinlerde İsa’nın havarileri ile Hristiyanlığın Mezopotamya’daki yayılışından söz edildiğini belirterek, bugün Kürdistan olarak bilinen bölgelerin bir bölümünde de Hristiyanlığın erken dönemlerden itibaren yayıldığını söyledi.
Peker, Hristiyanlığın yayılmasında Adday ve Mari isimleriyle bilinen kişilerin önemli rol oynadığını belirtti. Buna göre Adday çalışmalarına Urfa’da başlarken, Mari’nin Nusaybin, Siirt, Hakkari, Şırnak, Kerkük, Süleymaniye ve Erbil çevresine kadar ilerlediğini ifade etti.
Peker, bu bölgelerde yerel yöneticiler ve topluluklarla Hristiyanlık arasında ilişkiler oluştuğunu ve bazı dağlık bölgelerde yaşayan aşiretlerin zaman içerisinde Hristiyanlığı benimsediğini söyledi.
“Bazı Kürt aşiretleri Hristiyan oldu”
Peker, tarih boyunca Hristiyanlığı benimseyen topluluklara örnek olarak Dasinî, Tiyarî, Cîlo, Baz, Dîz, Aşît, Tiyanişî ve Mîlanî aşiretlerini gösterdi.
Bu aşiretlerin bölgedeki Nasturi tarihinin bir parçası olduğunu belirten Peker, bazı grupların daha sonraki dönemlerde Müslüman olduğunu, bazı grupların ise farklı dini ve etnik kimliklerle tanımlandığını söyledi.
“Yakubî bir mezhep adıydı”
Peker’in üzerinde durduğu konulardan biri de mezhep ile etnik kimlik arasındaki ayrım oldu.
Peker, eski dönemlerde Yakubî adının bir Hristiyan mezhebini ifade ettiğini belirterek, Yakubîler arasında Süryanilerin yanı sıra Arap ve Kürtlerin de bulunduğunu söyledi.
Daha sonraki dönemlerde kilisenin adının “Süryani Ortodoks” olarak kullanılmaya başlanmasıyla, daha önce Yakubî adı altında tanımlanan farklı toplulukların Süryani adıyla kaydedildiğini savundu.
Peker, bu değişimin mezhep, dil ve etnik kimlik arasında zamanla bir karışıklığa yol açtığını belirtti.
“Bir kişi Protestan olabilir ve aynı zamanda Kürt olabilir. Dolayısıyla mezhep, millet anlamına gelmez” diyen Peker, dini aidiyet ile etnik kimliğin birbirinden ayrılması gerektiğini ifade etti.
“Belgelerde Kürt Yakubîlerden söz ediliyor”
Peker, görüşünü desteklemek için British Museum’da korunduğunu söylediği bazı tarihi belgelerden de söz etti.
Peker, Yakubîlere ait olduğunu belirttiği bir konsil belgesinde çok sayıda din adamının Monofizit inancına ilişkin imzasının bulunduğunu söyledi. Bu imzalar arasında Kürtler ve Kürdistan’daki bölgelerle ilişkilendirilen din adamlarının da bulunduğunu belirtti.
Peker, belgelerde “Kürtler Manastırı Metropoliti” ve “Kürtler Cizresi Kilisesi Metropoliti” şeklinde ifadelerin yer aldığını belirterek, bunların bölgedeki bazı Hristiyan toplulukların Kürt kimliğiyle de tanımlandığını gösterdiğini dile getirdi.
Mesudî ve İbnü’l-Esir’i örnek gösterdi
Peker, Arap tarihçiler Mesudî ve İbnü’l-Esirin eserlerine de atıfta bulundu.
Mesudî’nin Musul çevresindeki dağlarda Kürtler olarak adlandırılan bir topluluktan söz ettiğini ve bu topluluklar arasında Yakubî, Nasturi ve Müslüman grupların bulunduğunu belirtti.
Peker ayrıca İbnü’l-Esir’in eserlerinde “Kürt Yakubîler” ifadesinin geçtiğini, Marco Polo’nun da Musul çevresindeki dağlarda farklı mezheplere mensup Kürt topluluklarından söz ettiğini söyledi.
“Hakkari’deki Nasturilerin çoğu Kürttü”
Peker, özellikle Hakkari bölgesindeki Nasturi toplulukların tarihine de dikkat çekti.
Hakkari’deki Nasturiler arasında bölgedeki aşiretlerle bağlantılı Kürtlerin bulunduğunu ifade eden Peker, kitabında bu aşiretlerin isimlerini ayrıntılı şekilde ele aldığını söyledi.
Peker, Yakubî kilisesinin isminin 1846-48 yıllarında Süryan Ortodoks Kilisesi, 1946 yılında da Nasturi Kilisesi’nin adının Doğu Asuri Kilisesi olarak değişmesinin ardından daha önce Nasturi olarak tanımlanan bazı toplulukların Asuri kimliğiyle anılmaya başlandığını belirtti.
“Bugünkü bazı Asuri ve Keldanilerin kökeni Kürt aşiretlerine dayanıyor”
Peker, bugün kendisini Asuri veya Keldani olarak tanımlayan bazı kişilerin kökenlerinin Kürdistan’daki aşiretlere dayandığını da savundu.
Hakkari’den Erbil’e gelen ve kendilerini Keldani veya Asuri olarak tanımlayan iki kişiyi örnek veren Peker, bu kişilerin kökenlerinin Cîlo aşiretine dayandığını söylediklerini aktardı.
Peker, Cîlo aşiretinin genel olarak Kürt olarak tanımlandığını belirterek, bu örnek üzerinden dini kimlik ile etnik kökenin aynı şey olmadığını savundu.
İlber Ortaylı’ya atıf yaptı
Peker, tarihçi İlber Ortaylı’nın da Hakkari Nasturilerinin Kürt kökenine ilişkin değerlendirmelerde bulunduğunu söyledi.
Ortaylı’nın bu konuda kendisine yöneltilen sorulara Hakkari Nasturilerinin köken itibarıyla Kürt olduğunu belirterek yanıt verdiğini öne süren Peker, tarihsel değerlendirmelerdeki yanlışların düzeltilmesi gerektiğini ifade etti.
“Eğer tarihte bir yanlışlık yapılmışsa, bunu düzeltmemiz gerekiyor” dedi.
“Keldani adı bugün daha çok dini kimlikle bağlantılı”
Peker, günümüzdeki Keldani kimliğine ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.
Bugünkü Keldanilerin tarihsel Keldanilerle doğrudan aynı kimlik olarak ele alınmaması gerektiğini savunan Peker, Keldani topluluğunun Nasturi kilisesinden ayrılan ve Katolik Kilisesi ile birleşen gruplarla bağlantılı olduğunu söyledi.
Peker, Keldani Katolik Kilisesi adının bu süreçte ortaya çıktığını belirterek, günümüzde Keldani topluluğu içerisinde hem Kürt hem de Asuri kökenli grupların bulunduğunu savundu.
Türkiye’deki Keldaniler arasında ana dili Kürtçe olan insanların da bulunduğunu belirten Peker, bazı kişilerin Aramice veya Süryaniceyi daha çok dini hizmetlerde kullandığını söyledi.
“Mezhep ve etnik kimlik birbirine karıştırıldı”
Peker’e göre Hristiyan Kürtlerin kimliğine ilişkin tartışmaların temel nedenlerinden biri, dini dil ve mezhep kimliğinin etnik kimlikle karıştırılması.
Kürt Müslümanların camilerde Arapça dua etmesini örnek gösteren Peker, Hristiyan Kürtlerin de tarih boyunca dini ibadetlerini Aramice yapmış olabileceğini belirtti.
Peker, “Dini dil her zaman etnik kimliğin göstergesi değildir” görüşünü dile getirdi.
Kitabın ikinci baskısı hazırlanıyor
Peker, “Hristiyan Kürtler Tarihi” kitabının ikinci baskısının daha kapsamlı hazırlanacağını söyledi.
Yaklaşık 400 sayfa olması planlanan yeni baskıda daha fazla belge ve kaynağa yer verileceğini belirten Peker, kitabın ilerleyen süreçte Kürtçe, İngilizce ve Arapça olarak da yayımlanacağını ifade etti.
Peker, kitabı hazırlamadaki temel amacının Hristiyan Kürtlerin tarihine ilişkin belge ve kaynakları bir araya getirerek okuyucuların dikkatine sunmak olduğunu söyledi.
“Eğer kendi tarihimizi yazmazsak, başkaları bizim tarihimizi kendi bakış açısına göre yazabilir” değerlendirmesini yineleyen Peker, tarihsel kaynakların ve belgelerin incelenmesinin önemine vurgu yaptı.


